logo

YOLA ‘BİRİNİN’ HİKÂYESİYLE ÇIKMIŞTIM AMA YOL BENİ ‘BİRİLERİNİN’ HİKÂYESİNE GÖTÜRDÜ

YOLA ‘BİRİNİN’ HİKÂYESİYLE ÇIKMIŞTIM AMA YOL BENİ ‘BİRİLERİNİN’ HİKÂYESİNE GÖTÜRDÜ

Emine Batar ile söyleşi:

İlk romanınız Karanlık Rüzgâr  yayınlandı, öncelikle hayırlı olsun. Kitabın dikkat çeken özelliği, bir dönemin trajedisini arabeske düşmeden, mağdur edebiyatı gibi belli bir kalıp içine sığınmadan yalın üslupla okuyucuyu karşılıyor olması. Kitap ve okuyucu arasındaki bu diri temas nasıl gerçekleşti?

Kurgulamak istediğiniz tema eğer gerçek hayattan bir parça içeriyorsa duygu olarak onun etkisi altına girmeniz mümkün. Hele bir de topluma mal olmuş bir konuysa bu durumda sadece siz değil okur da olayların tesirine kapılır, hatta kapılmak ister. Ama yazar burada duygusunu biraz geriye çekmek ve yazarken oluşacak körleşmeyi engellemek zorundadır. Eğer temaya kendini tamamen kaptırırsa hatalarını göremez, sanatsal incelikleri ihmal ettiğini gözden kaçırır. Dolayısıyla metni bir gazete haberine, belgesele veya melankolik yaklaşımla yazılmış bir kurguya dönüştürebilir.

Büyük olayları yazmak tehlikeli ve zordur. Hele Karanlık Rüzgâr’daki gibi bir olayda siyasanın dilinden uzak durmak, edebiyatın diliyle metni oluşturmak, didaktiğe düşmemek büyük bir dikkat istiyor. Bu yüzden yazarken gittiğim yollardan defalarca döndüğüm oldu. Yazdıklarımı uzun süre bekletip üzerimdeki etkisinin azaldığına kanaat getirdikten sonra tekrar döndüm yazmaya. Ne kadar büyük acılar çekersek çekelim, eğer hâlâ hayattaysak yaşamaya devam etmek zorundayız. Hayatta olduğumuz sürece ‘uç’ yoktur; henüz doğumla ölüm arasında salınmaya devam ediyoruz demektir. Belki de bahsettiğiniz ‘diri temas’ı sağlayan şey, kitapta; hayatın da bir yandan akmaya devam etmesidir.

 

Hafızamızda kırıklıklarla dolu bir dönem var. O günlerden kalan izler romanlaşma sürecinde kendini nasıl inşa etti?

Aslında o günlere ait bir öykü yazmak vardı aklımda. Yazarken öykü çok uzadı. Sonra başka kahramanlar eklendi. Yani yola ‘birinin’ hikâyesiyle çıkmıştım ama yol beni ‘birilerinin’ hikâyesine götürdü. Elbette o günlere ait silinmez hatıralar var. Özellikle bazı sahneler dipdiri duruyor. Yaşamaya değer bulduğumuz küçük bir an için büyük riskler göze aldığımız olur hayatta. Yazmaya değer bulduğu küçük bir an için de oturup bir kitap yazabiliyor insan, benimki de öyle oldu. O anın etrafı illa ki doluyor. Yeter ki yazmaya niyet edin ve başlayın.

 

Karanlık Rüzgâr’ın gözünden 28 Şubat en çok neyi ifade ediyor?

Parçalanmışlığı, en çok da yalnızlığı ifade ediyor olabilir. Yaralayanlar nasıl canınızın acıdığını anlayamazlar. Aynı yerden yara alanların birbirini anlaması ve birbirine omuz vermesi beklenir. Ama insan her durum ve şartta yalnızdır; yalnızlık varlığını en çok da benzeriniz olan kalabalıkta hissettirir. Ben bir okur olarak bunu gördüm diyebilirim. Elbette kitabın en çok neyi ifade ettiğine okur karar verecek. Yazarken ne bütün tabloyu ne de parçaları tek tek ve ayrıntılarıyla oluşturmak mümkün oluyor. Diyelim ki oluşturdunuz, yazmaya başladığınızda bambaşka bir anlatımla karşılaşabiliyorsunuz. Yani yazarken, “Şunları ifade etmek istiyorum,” diyemiyorsunuz tam olarak. Bir metin haline geldiğine karar verdikten sonra dönüp okuduğunuzda bunun cevabını herkesle beraber alıyorsunuz.

 

Her karakteri içinden görerek dâhil oluyoruz romana. Her biri hem kendi özünde bağımsız hikâyeler hem de bir şarkının devamı gibi. Bu kurguda size ilham veren ölçüye “gerçeklik’’ diyebilir miyiz?

Çok ayaklı ve uzun süreçli bir olayın herhangi bir üniversitede geçen on günlük bir kesitini aldım. Sanırım bu da kalemimin öyküye yatkınlığıyla ilgili. Kesit bütün hakkında bir ipucudur; bütüne nazaran açmaya, ayrıntılamaya daha müsaittir. Benim için önemli olan insanı anlamak. Olayı gazetelerde, belgesellerde, tarih kitaplarında uzun uzun okuyabiliriz. Olayları bilmek bir bilgi elde etmektir ama bizi insana götürmez. Ben insana gitmenin ve onu anlamanın bir yolunu aradım. Gerçek dediğimiz şey, dışarda akan hayattan ziyade her insanın kendi dünyasında var oluyor. Düşüncemizi inşa ederken, duygumuza ve yönelişlerimize dış dünya her hâliyle etki ediyor elbette. Ama bu bazen göründüğünden farklı olabiliyor. Bu yüzden olayların sebeplerini ve sonuçlarını anlamanın yolu insanı anlamaktan geçiyor.


Zeynep Tuna